Çağımızın Dahileri

Çağımızın Dahileri (84)

Çarşamba, 05 Şubat 2014 13:45

Obama’dan Türk bilim insanına ödül

Obama’dan Türk bilim insanına ödül

 

 

 

 

 

 

Türk bilim insanı Ahmet Yıldız, ABD Başkanı Obama tarafından verilen Genç Bilim İnsanları ve Mühendisler Başkanlık Kariyer Ödülü’nü aldı.

Taner Yıldız Abdülhamit'in petrol haritasını doğruladı. Enerji Bakanlığı II. Abdülhamit’in 100 önce yaptığı petrol haritasının peşine düştü.

Haritada yapılan incelemede, bugün bilinen sahaların bir çoğunun bir asır önce tesbit edildiği anlaşıldı. Bakan Yıldız: "En çok merak ettiğim konuydu, araştırdık. Bugün bilinen sahaların çoğu orada görülüyor."

Habertürk yayınına konuk olan Bakan Yıldız soruları cevapladı.

İkinci Abdülhamit’in 100 yıl önce hazırlattığı harita gerçek mi?
Bakanlık koltuğuna oturduğumda en çok merak ettiğim şeylerden biri de ikinci Abdülhamit’in petrol haritalarıydı. Musul ve Bağdat’ı içine alan daire içerisinde yaptırılan belli bilimselliği olan bir harita. Bugün bilinen sahaların pek çoğu bu haritada görülüyor. 100 yıl önce hazırlanan bu harita geçerliliğini koruyor. Bu harita şu anda Batman ve Adıyaman gibi petrol aradığımız yerleri de içeriyor.

İşte o harita BÜYÜTMEK İÇİN TIKLAYIN

O BİR EFSANE

Güneydoğu’da yüksek rezervli petrol bulunduğu, Türkler kullanmasın diye betonlandığı iddiasına ne diyeceksiniz?
Son 10 yılda petrol arama faaliyetlerimizi 13 katına bütçeyi de yıllık 1.1 milyar dolara çıkardık. Bu sözün efsanevi tarafları var. Petrol kuyucularının çevrelerinin korunmak amacıyla kapatılması kanuni bir zorunluluktu. Petrol fiyatı artınca da kuyular açılabilir. Buna yabancılar Türkler kullanmasın diye kapattı demek doğru değil.

http://www.ensonhaber.com

Asıl değerli olan şey, hayat boyu faydalı olabilmektir
Mustafa Ertuğrul Özbudak, Amerika'da Albert Einstein Üniversitesi Tıp Fakültesi Genetik Bölümü öğretim üyesi. Aslında o bir fizikçi. 1994 ÖYS Matematik 1.si. Genetik araştırmalar yapan ve bu konuda önemli bir burs da kazanan Özbudak, hayat boyunca bir şeylere faydalı olabilmek ve inadı doğru yönde kullanmak için çalışmış.

Küçük yaşlardan beri hemen herkesin duyduğu bir söz vardır: "Bir hedefin olsun." Hedeflerimiz olmuştur olmasına da kaçımız kendimizi bu hedefimize adamışızdır tartışılır. Mustafa Ertuğrul Özbudak, "İlk önce okulumu bitirmeyi düşünüyorum. Daha sonra master ve doktora için yurtdışına çıkmak ve hizmet verecek bir ilim adamı olarak yurduma dönmeyi hedefliyorum." diyor 1994 yılında verdiği bir demecinde. O yılın ÖYS matematik birincisi olan Özbudak, şu anda Amerika'da Albert Einstein Üniversitesi Tıp Fakültesi Genetik Bölümü öğretim üyesi. Geçtiğimiz aylarda Alfred Pritchard Sloan Vakfı Araştırma Bursu da kazanan Özbudak'a göre asıl değerli olan, hayat boyunca bir şeylere faydalı olabilmek ve inadımızı doğru yönde kullanabilmek.

İstanbul Özel Fatih Koleji mezunu olan Mustafa Ertuğrul Özbudak, 1994'te ÖYS birincisi olur. Ailesine de büyük sürpriz olur. Özbudak, bu durumu şöyle açıklıyor: "Sınav iyi geçmişti ancak sonucun nasıl çıkacağından emin değildim. O nedenle gereksiz yere heyecan oluşturmak istemedim. Sonuç belli olunca nasıl olsa hepimiz öğrenecektik."

Özbudak, üniversite sınavına hazırlanırken iyi ve özverili öğretmenlerden ders almak ve çalışkan bir arkadaş grubu ile hareket etmenin başarıyı getirdiğini söylüyor. Özbudak, hem garantili hem de daha fazla maddi getirisi olan birçok alana yerleşebilecek iken aldığı puandan çok daha düşük olan Boğaziçi Üniversitesi Fizik Bölümü'nü tercih eder. İlgisini temel bilimlerin çektiğini dile getiren Özbudak, "Bu nedenle mühendislik ya da tıp tarzı bölümleri seçmedim. Şu an her ne kadar tıp okulunda hoca olsam da, tıp okuyup daha sonra araştırma yapmaya çalışmak yerine, temel bilim okuduktan sonra araştırma yapmak daha çok ilgimi çekiyor ve daha verimli bir yol gözüküyor." ifadelerini kullanıyor.

Boğaziçi Üniversitesi'ni bitirdikten sonra teknoloji ve mühendislik konularında dünyanın en iyi teknik üniversitesi olarak tanınan Massachusetts Teknoloji Enstitüsü'ne (MIT) biyofizik alanında doktora yapmak için gider. Daha sonra Albert Einstein Üniversitesi Tıp Fakültesi Genetik Bölümü öğretim üyesi olarak göreve başlar. Fizikten biyofiziğe, oradan da genetiğe geçen Özbudak, bunun sebebini şöyle açıklıyor: "Fizik okumak oldukça zevkli bir iş. Fizik, evrendeki nesneleri basit kurallar ile açıklamayı amaçlıyor ve belli oranda sağlıyor. Biyoloji ise karışık olayların çalışıldığı bir alan; genel kurallar daha az, özel istisnai durumlar fiziğe göre daha çok. Ama biyolojide çalışılan konular oldukça ilginç, canlı hayatın ve insan sağlığını direkt ilgilendiriyor. Biyolojik problemlere farklı bir bakış açısı sağlayacağı için, farklı alanlardan, fizik, kimya ya da mühendislik gibi, biyoloji alanına geçişlerin oldukça faydalı olduğunu düşünüyorum."

Özbudak, geçtiğimiz aylarda embriyon gelişimi sırasında meydana gelen omurga bozukluklarının genetik sebeplerine yönelik araştırması ile Alfred Pritchard Sloan Vakfı Araştırma Bursu'nu almaya hak kazandı. Böylece görev yaptığı üniversiteden şimdiye kadar moleküler biyoloji alanında bu bursa layık görülen dördüncü araştırmacı oldu. Ayrıca bugüne kadar bu çok özel bursu kazananlardan 38'i, Nobel Ödülü'nün de sahibi oldu.

Onu başarıya götüren yollar ise gayret, şevk, inatçılık, yani tuttuğunu koparma. "İnadımızı doğru yönde kullanmak lazım." diyen Özbudak, herkesin tam olarak ulaşamayacak dahi olsa bir hedefi mutlaka olması gerektiğini düşünüyor. Kendisinin de belirlediği hedefini tam olarak gerçekleştiremediğini dile getiren Özbudak, "Henüz ülkeme dönmedim. Birkaç yıl daha deneyim edindikten sonra uygun bir fırsat bulup ülkeme dönmeyi ümit ediyorum." diyerek, hedefini tamamlayacağını belirtiyor.

Başarımın asıl kaynağı eşim ve

çocuklarım

Mustafa Ertuğrul Özbudak, başarısının mimarı olarak eşi ve çocuklarını görüyor. 9 yıllık evli Özbudak, yedi, altı, beş ve bir yaşlarında 4 çocuk sahibi. Hayatını tamamen iş üzerine kurmayan Ertuğrul Bey, aileye sahip olmanın çok güzel bir duygu ve büyük bir nimet olduğunu belirtiyor. Eve geldiğinde çocuklarıyla koşuşturup oynamanın kendisini rahatlattığını ve stresini attığını anlatıyor. Eşi Deniz Hanım'ın çok sabırlı ve becerikli olduğunu vurgulayan Özbudak, "Çocuklarımızın sabırlı, tevekkül sahibi ve anlayışlı olmalarını eşimden öğrenmelerini ümit ve dua ediyorum. Benden bir parça inatçılık almışlar zaten, başka bir şeye gerek yok." diyor. Özbudak, her sabah çocuklarını okula bıraktıktan sonra işe gittiğini belirtiyor.

Cumartesi, 21 Ocak 2012 01:36

Harezmi ödüllü ilk Türk bilim insanı

Harezmi ödüllü ilk Türk bilim insanı. Prof. Dr. Mustafa Nazıroğlu, hücredeki iyon kanalları üzerine yaptığı araştırmasıyla İran Bilim ve Teknoloji Bakanlığına bağlı İran Bilim ve Teknoloji Araştırma Örgütü (IROST) tarafından verilen Uluslararası Harezmi Ödülü'ne (Khwarizmi International Award) layık görüldü.

ntvmsnbc
Güncelleme: 15:41 TSİ 20 Ocak. 2012 Cuma

İSTANBUL - Uluslararası Harezmi Ödülü'nü kazanan ilk Türk olan Süleyman Demirel Üniversitesi (SDÜ) Tıp Fakültesi Biyofizik Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Mustafa Nazıroğlu yaptığı açıklamada; 2002 yılında ABD'de düzenlenen bir kongrede Genç Araştırmacı Ödülü'nü, 2006 yılında da TÜBİTAK Teşvik Ödülü aldığını, bu ödüllerden cesaretlenerek son 3 yıldır İran Bilim ve Teknoloji Araştırma Örgütünün matematik ve astronomi bilgini Harezmi adına verdiği ödül için başvuruda bulunduğunu anlattı.

HEDEFİ NOBEL
IROST'un Harezmi anısına 25 yıldır ödül töreni düzenlendiğini belirten Nazıroğlu, ''Her yıl yurt dışından 4 ülkenin bilim insanına ödül veriliyor. Başvurular tüm alanlarda yapılıyor. 3 yıldır başvuruyordum ve bu yıl ödüle layık görüldüm. Ülkemizden 25 yıldır bu ödül için başvurular olmasına rağmen ilk kez Türk araştırmacı olarak bu ödüle layık görülmem beni onurlandırdı. Bundan sonraki hedefimiz Nobel ödülünü almak'' dedi.

Ödülünü 5 Şubat'ta Tahran'da yapılacak törende alacağını anlatan Prof. Dr. Nazıroğlu, Törene İran Cumhurbaşkanı'nın yanı sıra çok sayıda araştırmacının da katılacağını söyledi. Nazıroğlu, ''Bu ödül için geçen yıl 48 ülkeden 180 başvuru yapıldı ve 4 ülke ödüle layık görüldü. Ülkemiz adına ilk defa böyle bir ödüle layık görülmenin mutluluğunu yaşıyorum. Yaptığımız araştırma ve çalışmalarla da Nobel yolunda adım adım ilerliyoruz'' diye konuştu.

BİRÇOK HASTALIĞIN TEDAVİSİNDE İŞE YARAYACAK BİR KEŞİF
Prof. Dr. Mustafa Nazıroğlu, hücredeki iyon kanalları üzerine yaptıkları araştırmanın ödüle layık görüldüğünü söyledi.

Araştırmalarda stresin iyon kanallarına zarar verdiğini ve kanalları açtığını gözlemlediklerini anlatan Nazıroğlu, bu durumda fazla miktarda kalsiyum iyonunun hücrenin içine girerek, hücrenin sağlıklı çalışmasını engellediğini tespit ettiklerini kaydetti.

İyon kanallarını hücre zarında bulunan kapılara benzeten Nazıroğlu, şöyle konuştu:

''Bu kapı bozulursa veya sızdırma yaparsa, hücrenin dışında içine kıyasla 20 bin misli fazla bulunan kalsiyum iyonu, hücre içine sızmaya başlar. Bu iyonların hücreye saniyelerle ifade edilen zaman diliminde girmesi ve çıkması gerekiyor ki bizler konuşalım, düşünelim ve hayati faaliyetlerimizi sürdürelim. İyon kanalları sızdıracak ya da tamamen bozulacak olursa kanser, şeker hastalığı, kalp hastalığı, nörolojik hastalıklar başta olmak üzere birçok hastalığa neden olabilir.''

Araştırmalarında dünyada ilk kez 'bultation' isimli kimyasalın iyon kanallarını kapatıcı özelliğini tespit ettiklerini de vurgulayan Prof. Dr. Nazıroğlu, ''Günümüzde kullanılan ilaçlarla yüzde 40-50 oranında tedavi imkanı sağlanmaktadır. Çünkü hiçbir ilaç açık kalsiyum kanallarını bloke edememektedir. Bunun nedeni bu kanalları neyin açıp neyin kapattığı bilinmemesiydi. Biz yapmış olduğumuz çalışmayla, stresin bu kanalları açtığını ve bultation isimli kimyasalın da kanalları kapatıcı özelliğinin olduğunu ispatladık'' dedi.

Çarşamba, 11 Ocak 2012 19:42

Düşen uçakta 6 nükleer fizikçi vardı!

6 NÜKLEER FİZİKÇİ DE UÇAKTAYDI Isparta yakınlarında düşen Atlasjet uçağında ölen yolcular arasında Süleyman Demirel Üniversitesinin davetlisi olarak, konferans vermek üzere gelen bilim adamlarının da bulunduğu öğrenildi. Isparta yakınlarında düşen Atlasjet uçağında ölen yolcular arasında Süleyman Demirel Üniversitesinin davetlisi olarak, konferans vermek üzere gelen bilim adamlarının da bulunduğu öğrenildi.

AA muhabirinin aldığı bilgiye göre, SDÜ Fen Edebiyat Fakültesi’nce bugün düzenlenecek "fizik" konulu bir konferansa katılmak üzere Atlasjet uçağına binen ve hayatlarını kaybettikleri bildirilen yolcular arasında, Boğaziçi Üniversitesinden Prof. Dr. Engin Arık, Araştırma Görevlisi Özgen Berkol Doğan, Yüksek Lisans Öğrencisi Engin Abat ile Doğuş Üniversitesinden Prof. Dr. Şenel Fatma Boydağ, Doç. Dr. İskender Hikmet ve Araştırma Görevlisi Mustafa Fidan da bulunuyor.

 

Düşen Atlas Jet uçağında ölen yolcular arasında bulunan Boğaziçi Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Engin Arık 'Atlas deneyi'nde çalışıyordu

Düşen Atlasjet uçağında ölen yolcular arasında S. Demirel Üniversitesi'ne, konferans vermek üzere gelen bilim adamlarının da bulunduğu öğrenildi. İşte o isimler: Boğaziçi Üniversitesinden Prof. Dr. Engin Arık, Araştırma Görevlisi Özgen Berkol Doğan, Yüksek Lisans Öğrencisi Engin Abat ile Doğuş Üniversitesinden Prof. Dr. Şenel Fatma Boydağ, Doç. Dr. İskender Hikmet ve Araştırma Görevlisi Mustafa Fidan..

http://www.youtube.com/watch?v=9EuH_DmQ9v8

İNANILMAZ TESADÜF!

Boğaziçi Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Engin Arık'ın, İsviçre'nin Cenevre kenti yakınlarında kurulu, "European Organization for Nuclear Research (CERN)"deki "Atlas Deneyi"nde çalıştığı öğrenildi.

AA muhabirinin aldığı bilgiye göre, Avrupa ülkelerinin ortak girişimleri ile kurulan bir nükleer araştırma merkezi olan CERN'de yürütülen "Atlas" deneyine Ankara ve Boğaziçi üniversiteleri "Gözlemci" statüde katılıyor.

Boğaziçi Üniversitesi Grubunun başında ise Isparta Süleyman Demirel Üniversitesinde düzenlenen çalıştaya katılmak üzere Isparta'ya giderken uçağın düşmesi sonucu hayatını kaybeden yolculardan Prof. Dr. Engin Arık bulunuyor. Arık başkanlığındaki grup, aynı zamanda "Karanlık madde" arayan "CAST deneyi"nde de çalışıyor.

Boğaziçi Üniversitesi Fen Edebiyat Fakültesi Fizik Bölümü yetkilileri, "Atlas Deneyi"nin, yüksek enerji fiziği ile ilgili deneysel bir çalışma olduğunu, "Atlas"ın da bir "detektör" adı olduğunu bildirdi.

Bu arada, Prof. Dr. Engin Arık'ın eşinin de aynı bölümde öğretim üyeliği yapan Prof. Dr. Metin Arık olduğu belirtildi. Ek Bilgi: Yitirdiğimiz altı "Nükleer Fizikçi"nin o uçakta bulunma nedeni olan konferansın düzenlendiği Nükleer Araştırma Merkezi CERN, acaba ne için -hangi amaçla-kurulmuştu ve çalışmaktaydı? Tam da "tercüme nükleer yasa metni"nin (Bkz, Prof. Dr. Tolga Yarman'ın ilgili makalesi http://groups.yahoo.com/group/E-DergimaniA/message/2291) Türkiye gündeminde olduğu ve duyarlı bilim insanlarımızca itirazların seslendirildiği şu zamanda, bu küçük ayrıntıyı öğrenebilmek için nedeni henüz bilinmeyen bu kazada kaybettiğimiz Prof. Dr. Engin Arık'ın TAEK'deki kendi bilgiağı sayfasına bir göz atalım: E-DergimaniA ***********

Şüphe! Uçak düşürüldü mü? 30 Kasım 2007 Cuma 14:32 Kaza 'inanılmaz' bulunuyor. Uçaktaki nükleer fizikçiler dikkat çekiyor. Korkunç şüphe şu;

İniş hazırlığındayken 'inanılmaz' bir şekilde Isparta'da dağa çakılan ve Türkiye'yi yasa boğan uçak kazası birçok soru işareti oluşturdu. Korkunç kazada hayatını kaybedenlerin arasında bulunan 6 bilimadamının Türkiye'nin nükleer araştırmalarında çok önemli role sahip oldukları ortaya çıktı. Kazanın Nükleer enerji konusunun hararetli bir şekilde tartışıldığı ve Türkiye'nin nükleer güç kullanımına ilk adımlarını attığı günlere denk gelmesi soru işaretlerini artırdı.

Vefat eden yolcular arasında Boğaziçi Üniversitesinden Prof. Dr. Engin Arık, Araştırma Görevlisi Özgen Berkol Doğan, Yüksek Lisans Öğrencisi Engin Abat ile Doğuş Üniversitesinden Prof. Dr. Şenel Fatma Boydağ, Doç. Dr. İskender Hikmet ve Araştırma Görevlisi Mustafa Fidan da bulunuyor.

Bu sabah Süleyman Demirel Üniversitesinin davetlisi olarak, konferans vermek üzere Isparta'ya giden bilim adamlarının mesai arkadaşlarından gelen açıklamalar da bu şüpheleri doğrular nitelikte. Bakın yakın arkadaşları esrarengiz kazada hayatını kaybeden arkadaşlarını nasıl anlatıyor? [ DOĞUŞ ÜNİVERSİTESİ'NDEN 3 ÖĞRETİM GÖREVLİSİ ] ÇOK ÖNEMLİ İŞLER YAPIYORLARDI Prof. Dr. Şener Fatma Boydağ ve Araştırma Görevlisi Mustafa Fidan'ın, Doğuş Üniversitesi'nde görev yaptıkları öğrenildi. Prof Dr., Mithat Uysal, "3 öğretim görevlimiz, proje için Isparta'ya gidiyorlardı. Uçağın düştüğünü öğrendik, çok üzüldük. Çok önemli işler yapan önemli bilim adamlarıydı." diye konuştu. Öte yandan, hayatını kaybeden Doğuş Üniversitesi öğretim görevlilerinin Devlet Planlama Teşkilatı (DPT) ile birlikte teknoloji projesini gerçekleştirmek üzere 10 ayrı üniversiteden öğretim görevlileriyle birlikte Isparta'ya gittikleri öğrenildi. Ayrıca, yine Doğuş Üniversitesi'nden Doç. Dr. Serkan Ali Çetin'in de aynı bineceği, ancak daha sonra vazgeçtiği öğrenildi. Bu arada, üniversitede yas ilan edilerek üniversitenin bayrağı yarıya indirildi.

Doğuş Üniversitesi Genel Sekreteri Doç. Dr. Ahmet Ceranoğlu, Atlasjet uçağının Isparta'nın Keçiborlu ilçesi yakınlarında düşmesi sonucu hayatını kaybeden üniversitenin 3 öğretim üyesinin, Türk Hızlandırıcı Merkezinin Teknik Tasarımı ve Test Laboratuvarı Projesi'nin önde gelenleri olduğunu bildirdi. Üniversitede basın mensuplarının sorularını yanıtlayan Doç. Dr. Ceranoğlu, Ankara Gölbaşı'nda kurulacak Hızlandırıcı Teknoloji Merkezi için Türkiye'de 10 üniversitede çalışan akademisyenlerce ''Türk Hızlandırıcı Merkezinin Teknik Tasarımı ve Test Laboratuvarı'' projesi çalışması başlatıldığını söyledi.

Projenin yüksek teknolojiye yön veren bir çalışma olduğunu kaydeden Ceranoğlu, ''Arkadaşlarımız Türk Hızlandırıcı Merkezinin Teknik Tasarımı ve Test Laboratuvarı Projesinin önde gelenleriydi'' dedi. Bu sabah başlayacak toplantının 6 ayda bir 10 üniversiteden birinde yapıldığını hatırlatan Doç. Dr. Ceranoğlu, çalışmaların değerlendirilmesiyle ilgili bu toplantının, Süleyman Demirel Üniversitesinin talebiyle Isparta'ya alındığını kaydetti. Doç. Dr. Ahmet Ceranoğlu, ''Kaderin cilvesi. Son 2-3 ay içinde toplantının yapılacağı üniversitenin değişikliği konusunda talep geldi. Süleyman Demirel Üniversitesi daha istekli ve hazırlıklı gibi görünüyordu. Bu değişiklik yapıldı. Çalışmalar arkadaşlarımızın ölümüyle yavaşlamış veya bitmiş değildir. Bu olay bu çalışmaları hızlandırıcı bir güç olacaktır'' diye konuştu. ENGİN ARIK "CERN" ADLI MERKEZDE YÜRÜTÜLEN “ATLAS DENEYİ”NDE ÇALIŞIYORDU Isparta'nın Keçiborlu ilçesi yakınlarında düşen Atlasjet uçağında ölen yolcular arasında bulunan Boğaziçi Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Engin Arık'ın, İsviçre'nin Cenevre kenti yakınlarında kurulu, “European Organization for Nuclear Research (CERN)”deki “Atlas Deneyi”nde çalıştığı öğrenildi. Avrupa ülkelerinin ortak girişimleri ile kurulan bir nükleer araştırma merkezi olan CERN'de yürütülen “Atlas” deneyine Ankara ve Boğaziçi üniversiteleri “Gözlemci” statüde katılıyor. Boğaziçi Üniversitesi Grubunun başında ise Isparta Süleyman Demirel Üniversitesinde düzenlenen çalıştaya katılmak üzere Isparta'ya giderken uçağın düşmesi sonucu hayatını kaybeden yolculardan Prof. Dr. Engin Arık bulunuyor. Arık başkanlığındaki grup, aynı zamanda “Karanlık madde” arayan “CAST deneyi”nde de çalışıyor.

Boğaziçi Üniversitesi Fen Edebiyat Fakültesi Fizik Bölümü yetkilileri, “Atlaj Deneyi”nin, yüksek enerji fiziği ile ilgili deneysel bir çalışma olduğunu, “Atlas”ın da bir “detektör” adı olduğunu bildirdi.

İşte Boğaziçi Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Engin Arık'ın katıldığı konferanslarda Nükleer Enerji Santralleri hakkında aktardığı kritik ve önemli bilgiler. Toryum madeni ve gerçeği Nükleer Enerji Santralleri'nde uranyum yerine kullanılabilecek olan toryumun 21. yüzyılın en stratejik maddesi olacağını ve Türkiye'nin dünya toryum rezervlerinde 2. sırada bulunduğunu belirten Prof. Dr. Arık, "Japonya, elinde hiç toryum bulunmamasına rağmen, toryumla çalışacak nükleer enerji santrallerine yönelik çalışma yapan üç ülkeden biri. Türkiye'de ise bu alandaki bilimsel araştırmalar desteklenmiyor." 1 ton toryum = 1 milyon varil petrol "Eğer toryum kullanıma sokulabilirse Türkiye elektrik üretmek için petrol ya da doğalgaz satın almak zorunda kalmayacak. Isınma ihtiyacımız için yer altındaki yaklaşık 900 bin tonluk toryum ile ürettiğimiz elektriği kullanabiliriz." "Bugün dünyada savaşlara neden olan petrolün 1 milyon variliyle elde edilebilen enerji, sadece 1 ton toryum kullanılarak üretilebilecek."

*********

Türkiye'de petrol ugruna kimler öldürüldü ? Dünyada, petrol rezervlerinin haritasini kanla cizen küresel gücler, "Türkiye'de petrol var" diyen önemli sahislari bir bir ortadan kaldiriyor.

Muammer Aksoy, Ihsan Güven, Altan Duransoy, Raif Karadag ve Cudi daginda petrol arayan 6 mühendisin öldürülmesinin ardindaki sis perdesi aradan uzun yillar gecmesine ragmen hala kalkmadi. Faili mechul olarak arsivlerde yerini alan bu cinayetlerin, failleri gercekten mechul mü? Yoksa bu insanlarin öldürülme sebepleri, bu topraklarda "petrol var" deyip girisimde bulunmalari mi?

Evet, maalesef, Türkiye'nin zengin petrol yataklarina sahip oldugunu ve bu gercegin birileri tarafindan gizlendigini söyleyenler yine o "birileri" tarafindan bir bir susturuluyor.

Bu konudaki en önemli örnek, Türkiye'nin petrol zenginlikleri konusunda yaptigi derin arastirma ve analizlerini kamuoyu ve devlet kademeleriyle paylasan emekli kidemli binbasi Ihsan Güven'in öldürülmesi olayi.Türkiye'nin önemli hidrojeolog ve yer alti suyu doktorlarindan birisi olan Ihsan Güven, gectigimiz senelerde Tuzla'daki evinde basina sikilan tek kursunla öldürüldü. Gazete ve televizyonlarin öldürülme sebebi olarak baska kiliflari ortaya attigi bu cinayetin perde arkasinda, kara altinin arkasindaki kara güclerin bulunduguna süphe yok. Bugün Ihsan Güven'in yetistirdigi ve petrol konusunda derin bilgilere sahip bazi isimlerin "konusamaz" hale gelmesi de, Ihsan Güven cinayetinin caydirici etkisiyle izah edilebilir ancak. Cünkü Güven petrol konusunda yaptigi her calismayi devlet kademeleriyle paylasan ve bu yönüyle milli devlet politikasinin sekillenmesine katkida bulunan bir isimdi. Ihsan Güven, yine petrol konusunda cesitli calismalara imza atmis arastirmaci yazar Hakan Yilmaz Cebi'yle yaptigi son görüsmede sunlari söylüyordu: "Büyük Atatürk'ün kurdugu Türkiye'mizin kurtulusu acil paraya yani petrole kavusarak saglanabilir. Bunu en basit ve bilgili kisi net anlar (hain degilse). Bütün bunlar en belgesel ve agir ifadelerle Türkiye Cumhuriyeti'ni idare eden herkese belgeler gönderilmek suretiyle ifade edilmistir. En ufak vicdan ve izan gösterilmemi?tir. Uyanalim!"

Petrol cinayetleri sadece bununla sinirli degil. 'Petrol Firtinasi' kitabinin yazari, gazeteci Raif Karadag, Türkiye'nin petrol yataklari konusunda cumhurbaskani ve basbakanla görüsmeden bir gün önce Ankara'da bir otel odasinda ölü bulundu. Yine Türkiye'nin "milli petrol davasini" savunan önemli isimlerin basinda gelen Muammer Aksoy "faili mechule" kurban gitti!

Altan Duransoy isimli genc bir beyin, Amerika'da Türkiye'nin petrol zenginligine dair bilgilere ulastiktan sonra büyük bir heyecanla solugu memleketinde aldi. Ama onun heyecan ve bilgileri birilerini rahatsiz edince, Duransoy vahsi bir sekilde (kafasi kesilerek) katledildi.

Ve asil bomba, Türkiye'nin önemli petrol yataklarinin bulundugu Cudi daginda petrol arayan 6 mühendisin öldürülmesi olayiyla patladi. 1992 yilinda Cudi dagindaki tesisi basan PKK'li teröristler, orada calisan iscileri öldürmeyip, sadece 6 mühendisi öldürüp olay yerini terk etti. PKK'li teröristlerin sadece mühendisleri öldürmesi, Petrol cinayetleri konusunda bazi güclerin nasil nokta atisi yaptiklarinin ispati niteliginde. Bütün bunlardan sonra Türkiye'nin petrol zenginligi konusunda söylenecek pek bir sey kalmiyor saniyorum. E.Yazar ozgurkalemsor?gmail.com --------------- Erke bağlantısı

Isparta’ya inerken düşen uçakta bulunan bilim adamları kaza ile ilgili “çok ciddi” şüphelerin de ortaya atılmasına neden oldu. Bu kişilerden Boğaziçi Üniversitesi Nükleer Fizik Profesörü Engin Arık’ın bir yıl önce ortaya çıkan ve bir daha da bilgi verilmeyen “Erke projesi” içinde çalıştığını öğrendim. Bu proje geçen yıl “ayrıntı verilmeden” kamuoyuna sunulmuş ve “Hayata geçmesi halinde enerji maliyetinin sıfıra ineceği, petrol bağımlılığımızın biteceği” ileri sürülmüştü. Gerçek açıklamanın tam bir yıl sonra yapılacağı da belirtilmişti. Geçen yıl kasım ayında yapılan bu açıklamadan bir yıl geçmesine rağmen şu ana kadar hiçbir yeni açıklama yapılmadı ve proje ile ilgili bilgi de sızmadı. Kasım’ın son gününde meydana gelen bu kaza ister istemez şüphe yaratıyor.

Aynı profesörün, yine enerji bağımlılığını çok azaltacak CERN adlı projede de çalışıyor olması şüpheleri daha da artırıyor. Bu konuda fikir yürüten bazı “komplo teorisyenleri” birini ortadan kaldırmak için “genel bir kaza” yaratmanın en geçerli yol olduğuna dikkat çekiyor.

(Can Ataklı'nın 1 Aralık 2007 tarihli Vatan Gazetesindeki yazısından...)

Uçakla ilgili komplo teorisi

Uçağın düşmesi için hiçbir sebep görünmüyor. Dışarıdan müdahale mi var?

İNTERNETHABER/

Atlas Jet'e ait uçağın düşmesi şaşkınlıkla karşılandı. Çünkü, kazaya yol açacak hiç bir olumsuzluk görünmüyor. Dış etkenlerin hepsi bir uçak yolculuğu için gayet uygun.
DIŞARIDAN MÜDAHALEYLE Mİ DÜŞTÜ?

Tek neden MD 80 serisi olan bu uçağın teknik hatası gibi görünüyor. Ancak Kanal 24'e konuşan Uçuş Öğretmeni Kaptan Pilot Celal Cingöz buna da pek ihtimal vermiyor. Cingöz'e göre artık tüm havayolu şirketleri uçaklarının bakımını tam tamına ve zamanında yapıyor. Cingöz "Peki o zaman bu uçak neden düşdü?" sorusuna ise söyle cevap verdi:

"Benim aklıma tek neden geliyor. Bir dış etken nedeniyle uçağın düşmesi söz konusu olabilir. Mesela yerden silah atılması, ya da uçağın içinden bir müdahale, bomba patlaması, ya da silah atılması gibi"

WORLD FOCUS SABIKALI

Daha önce bu konuyla ilgili birçok araştırma yapan Uğur Dündar ise Atlas Jet'in uçağı kiraladığı World Focus havayollarının sabıkasına dikkat çekiyor. Kanal 24'e konuşan Dündar "Bize bir ihbar geldi. Düşen uçağın da kiralandığı şirket olan World Focus bakım işlemlerini aksatıyor diye. Personel uçuş sırasında yaşanan arızalara rağmen bu uçakların uçurulduğunu ve şirketin bakım ücretinden fedakarlık ettiğini söylüyordu ki araştırmamızda da bu doğru çıktı. Bugünkü kaza büyük ihtimalle pilotaj hatasından ama bu havayolları dünyada sabıkalı bir havayolu. Uçakların kontrolleri kağıt üzerinde yapılıyor." dedi.

 

Arkadaşları öldü, o kurtuldu

Pazar, 20 Kasım 2011 22:50

Amerika'daki Türk beyin gurbetçileri

 

Prof. Dr. Muzaffer Şerif: Sosyal Psikoloji alanında dünyada otorite Psikoloji kürsüsü Öğretim Üyesi Dr. Muzaffer Şerif Güneydoğu Anadolu’da köylüler arasında yaptığı bilimsel araştırmaları esnasında zamanın yönetimi tarafından gözaltına alınır. Emniyette sorgu-sual, mahkeme derken derdini kimseye anlatamaz. Bu yetenekli beyini ABD görür ve derhal sahip çıkar. Adına Enstitü kurar. Ölümü üzerinden yıllar geçmesine rağmen Muzaffer Şerif Sosyal Psikoloji bilim dalının dünyadaki en etkili tek ismi olarak kalır. Günümüzde kullanılan psikoloji kavramlarının isim babası olur. Fakat bu büyük beyin artık bizim değildir. Çünkü bu gerçek bilim adamımız ABD vatandaşıdır ve soyadı da SHERIFF olarak değiştirilmiştir.

 

gazi-yasargil-hayati-kimdir-kisaca

Gazi Yaşargil: Beyin Cerrahı. Alanı nöroşirürjide rakipsiz kabul edilen Yaşargil, halen Amerika’da yaşıyor.

Mehmet Öz: Kalp hastalıkları uzmanı. New York Colombia Üniversitesi’nde görev yapan kalp cerrahı Öz, Batı tıbbı ile alternatif tıbbı birleştiren çalışmalarıyla tanınıyor.

Çapa Tıp Fakültesi’nden mezun olan Ankaralı Murat Günel de beyin gurbetçilerinden. “Yeni Gazi Yaşargil” denen Günel, Yale-Çapa arasında kurulan beyin göçü köprüsünden geçenlerden sadece biri. Murat Günel, beyin cerrahı Gazi Yaşargil’den sonra beyin ve damar cerrahisinde dünyada isim yapan ikinci Türk doktoru olarak biliniyor. Günel, başında olduğu laboratuvarında beyin ve damar hastalıkları, moleküler biyoloji ve genetiği üzerine araştırmalar yapıyor, Yale Üniversitesi’nde bölüm başkanlığı yapıyor. Yılda yaklaşık 300 ameliyat yapan Murat Günel, ABD’de mesleğindeki sayısız ödülün sahibi ve pek çok organizasyonun da yönetim kurulunda bulunuyor. “Dahi Türk” olarak adlandırılan bilim adamı, beyin kanamalarının önemli nedenlerinden biri olan damar balonlaşması, tıp dilindeki adıyla “anevrizmalar” konusunda çalışmalarıyla tanınıyor.

HARVARD'DA BİR TÜRK:Prof.Dr.Gökhan Hotamışlıgil

Dr.Gökhan Hotamışlıgil: Harvard Üniversitesi’nde Genetik ve Kompleks Hastalıklar Bölüm Başkanı. Obezite, şeker hastalığı ve kalp hastalıklarıyla ilgili kendisine patent kazandırmış çalışmaları var.

Emrah Yücel: Oscarlı afişlerin sahibi. Özellikle ödül aldığı “Frida” afişi ve “Rüyamdaki Amerika”, “28 Gün”, “Panama Terzisi”, “Kadınlar Ne İster” ve daha birçok Hollywood filminin afişleriyle tanıdığımız Yücel şu anda Amerika’da yaşıyor.

Feryal Özel: NASA’nın en başarılı astrofizikçilerinden. Bilimadamı Einstein’ın aralarında bulunduğu 20 dehadan oluşan Büyük Fikirler Listesi’nde yer alıyor.

Prof. Dr. Atilla Erten:A.Ü. Tıp Fakültesi mezunu Gastroenterolog, ABD’nin en seçkin 10 klinik hekimi arasına girdi. Ertan, dünyaca ünlü ünlü Methodist Hastanesi’nde sindirim hastalıkları konusunda tıbbi direktörlük görevinde bulunuyor.

Prof. Dr. Ali Erdemir: Nano teknoloji kullanarak geliştirdiği yapay elmas özelliği taşıyan buluşuyla, uygulamalı bilimin Nobeli R&D ödülünü 3 kez kazandı. 1987 yılından beri ABD’nin Chicago kenti yakınlarında bulunan Argon laboratuvarlarında araştırmalarını sürdürüyor.Prof.Dr.Ali Erdemir: Triboloji’nin Türk dehası. Nono teknoloji kullanarak geliştirdiği yapay elmas özelliği taşıyan buluşuyla uygulamalı bilimin Nobel’I R&D ödülünü üçüncü kez kazandı.

Prof.Dr.Aslıhan Yener: Chicago Üniversitesi’nde görevli Arkeolog .

Esen Ercan Alp: ABD Enerji Bakanlığı Laboratuarları’nda araştırmalar yapan fizikçi 5 bin yıllık metal heykeli, röntgen cihazında analiz ederek, 1949 yılında icad edilmiş olan radyokarbon tekniğine son vererek arkeolojik araştırmalarda yeni bir dönemin başlamasına ışık tuttu.

 

Neva Çiftçioğlu: Amerikan Uzay ve Havacılık Dairesi NASA’da çalışan Türk kadın araştırmacı. Teksas’taki Johnson uzay merkezinde görev yapan Çiftçioğlu, kireçlenmenin neden olduğu kalp ve böbrek hastalıklarının tedavisinde kullanılabilecek yeni bir antibiyotik üzerinde çalışıyor.

 

Prof. Dr. Hasan Garan: New York Presbytarian Hastanesi Elektrofizyoloji Bölümü Başkanı olan Garan ABD’de en çok tercih edilen doktorlar listesinde yer alıyor.Garan kalp ritmi bozukluğunu kateter yöntemi ile yakarak tedavi ediyor.

Prof.Dr.Ahmet Çakmak: Ulusal Kurtuluş Savaşı kahramanlarından Mareşal Fevzi Çakmak’ın torunu. Princeton Üniversitesi İnş.Müh. Bölümünde deprem konusunda çalışmalar yapıyor.

Prof.Dr.Reşat Kasaba: Washington Üniversitesi Jackson Uluslararası ilişkiler Yüksek Okulu’nun Başkanlığını yaptı.

Prof.Dr.Olcay Çığtay: 30 yıl Georgetown Üniversitesi Hastanesi Lombardi Kanser Merkezi Mamografi Bölümünü yönetti.

Fatih Çulha: Bilgisayar Mühendisi. Maryland Eyaleti’ndeki Amerikan Deniz Kuvvetleri Hastanesinde geliştirdiği veri tabanı projesiyle çalıştığı şirketin binlerce elemanı arasından birinci seçildi.

Prof.Dr.Aydın Arıcı: Yale Üniversitesi’nde hormon hastalıkları ve kısırlık konusunda başarılı çalışmalar yürüten araştırma merkezini yönetiyor.

Süleyman Gökoğlu: NASA’nın Glenn Uzay Merkezinde çalışıyor.

Dr.Rahmi Öklü: ABD’nin en iyi hastanelerinden Cornell’de çalışan Öklü beyindeki tıkanan damarların tedavisinde mucizeler yaratıyor.

Prof.Dr.Münci Kalayoğlu: Binin üzerinde karaciğer nakli yaptı.Karaciğer nakline getirdiği yenilikler ile alanında dünyanın en önde gelen bilim adamaları arasında yer alıyor.

Prof.Dr. Yunus ÇENGEL: 1984'den beri ABD Nevada Üniversitesi Makina Mühendisliği Bölümü'nde görev yapan Profesör Yunus Çengel, Nisan 2010'da Yıldız Teknik Üniversitesi'ne öğretim üyesi olarak katılmıştır ve Temmuz 2010'dan beri Makine Fakültesi Dekanlığı görevini yürütmektedir. Genel ilgi ve araştırma alanları yenilenebilir enerji, enerji verimliliği ve mühendislik eğitimidir. Son 4 yıldır Enerji Bakanlığı'na enerji verimliliği ve enerji teknolojileri konularında danışmanlık yapmaktadır ve Milli Eğitim Bakanlığı projelerine de danışman olarak katkı sağlamaktadır. 

KAYNAK:ATO NET

Cuma, 18 Kasım 2011 01:31

Modern Dünya'nın Ibn-i Sinaları

Rapora göre Amerika’da yaşayan Türk Doktorlar Birliği’ne kayıtlı tam 1.150 doktor bulunuyor. Onlar artık Amerika’da gelenekselleşmiş “en iyi doktorlar” sıralamasına kolaylıkla giriyor. Biri, modern dünyanın hastalığı obezite ile ilgili çalışıyor, bir diğeri beyin kanamalarının, karaciğer naklinin, sindirim hastalıklarının tedavisinde çığır açıyor. Harvard, Cornell, Yale, John Hopkins gibi hastanelerinin en önemli isimlerinin başında modern dünyanın İbni Sinaları olan Türkler geliyor. Onlar ki, çalıştıkları hastanelerin girişine artık Türk Bayrakları çektiriyor, İstiklal Marşımızı dinlettiriyor. Gazi Yaşargil, Mehmet Öz, Gökhan Hotamışlıgil, Münci Kalayoğlu ve daha nice doktorumuz yabancı ülkelerde göğsümüzü kabartıyor ancak, bu tablo beyin göçünün Türkiye fotografını en acı biçimde gözler önüne seriyor.


Cuma, 18 Kasım 2011 01:30

Feza Gürsey





7 Nisan 1921’de İstanbul’da doğdu. Babası askeri doktor Ahmet Reşit Gürsey, annesi ise Türkiye *****huriyeti'nin öncü bilim kadınlarından kimyager Remziye Hisar'dır. Anne-babasının çocuklarının eğitimi üzerine titizlikle eğilmesi ve küçük yaşta İstanbul aydın çevresinin içinde yer almak onun çok yönlü ve sanata düşkün kişiliğinin oluşmasını sağladı.



Feza Gürsey Galatasaray Lisesi'ndeki eğitimini 1940 yılında tamamladı. 1944 yılında da İstanbul Üniversitesi Fen Fakültesi Matematik–Fizik Dalı'ndan mezun oldu. İstanbul Üniversitesi’ndeki fizik asistanlığı sırasında M.E.B. tarafından yapılan sınavı kazanarak İngiltere’de Imperial College’de doktora yapma imkanını elde etti. Kuaterniyonların alan teorisine uygulanmaları konusunda yaptığı ve 1950'de tamamladığı çalışması, bilim dünyasında uyandırdığı yankıların yanısıra, onun için de yaşam boyu sürecek bir araştırma ilgisinin odak noktası oldu.
Feza Gürsey 1950-51 yılları arasında Cambridge Üniversitesi'nde doktora sonrası çalışmalar yaptıktan sonra 1951'de İstanbul Üniversitesi'ne fizik asistanı olarak tayin edildi. 1952'de kendisiyle birlikte fizik asistanlığı yapmakta olan Suha Pamir ile evlendi. Bu evlilikten Yusuf isminde bir çocukları oldu.
1953'de İstanbul Üniversitesi’nden doçent unvanını aldı. 1954-61 yılları arasında süre öğretim üyeliği boyunca Türk bilim tarihinin ilk ve son Teorik Fizik Kürsüsü'nün temelini oluşturan iki öğretim üyesinden biri olarak kürsünün geleceğini hazırlamıştı. Bu arada 1957-61 yılları arasında Brookhaven Ulusal Laboratuvarı'nda, Princeton Üniversitesi'nde İleri Araştırma Enstitüsü'nde ve Columbia Üniversitesi'nde araştırmalar yapmış olan Feza Gürsey'in bu dönemi onun bilimsel açıdan en verimli dönemlerinden biri olmuş, bu sırada ona hayatının sonuna kadar hayranlık duyan ve onu destekleyen Nobel Fizik Ödülü sahibi Wolfgang Pauli ile, atom bombasının babası olarak bilinen J.R. Oppenheimer ile, yine Nobel Ödüllü fizikçiler olan E. Wigner, T.D. Lee ve C.N. Yang ile tanışmış, onlarla dostluklar kurmuştu.
Feza Gürsey, 1961'de sağladığı uluslararası üne ve önünde açılan yurtdışı prestijli iş olanaklarına rağmen yurda döndü ve ODTÜ’nün sunduğu profesörlük unvanını kabul ederek ODTÜ Teorik Fizik Bölümü'nün kurulmasında önemli bir rol üstlendi.
1960'lı yıllarda Kiral Bakışım Kuralını ortaya koyarak uzay-zaman bakışımı çalışmalarının genişletilmesine ön ayak olan Gürsey, kuantum renk dinamiği kuramı çevçevesinde çalışmalara imza atmıştır.
1974 yılına kadar ODTÜ'de ve Yale Üniversitesinde dönüşümlü olarak öğretim üyeliği görevine devam eden Feza Gürsey, sayısız öğrenci yetiştirdi ve etkin bir araştırma grubu kurdu. 1974'de Yale Üniversitesi'nde kürsü başkanlığına getirildi. 1990'lı yıllarda emekli olarak Türkiye'ye dönmeye hazırlanırken prostat kanserine yakalandı. Feza Gürsey, bu hastalıktan 13 Nisan 1992'de A.B.D.'nin New Haven kentinde hayata gözlerini kapattı.
1993'te Ankara'da kurulan Türkiye'nin ilk bilim merkezine adı verilmiştir.

Fiziğe katkıları
Amerikan Fizik Derneği'nin çıkardığı 'Physics Today' dergisinin Mart 1993 sayısında, Yale Üniversitesi Fizik Bölümü'nden çalışma arkadaşları Prof. S.W. MacDowell ve Prof. C.M. Sommerfield'in yazdıkları anma yazısından kısaltılan aşağıdaki bölüm, Feza Gürsey'in fiziğe olan katkılarını ve yurt dışında gördüğü saygınlığı çok iyi anlatır:
"Yale Üniversitesi'nde J. Willard Gibbs Emeritus Profesörü Feza Gürsey 13 Nisan 1992'de 71 yaşında hayata veda etti. Kendisi fiziksel problemlerde kullandığı matematiksel yöntemlerin (özellikle grup teorisi) özgünlüğü, zerafeti ve etkililiği ile hem de çok sayıdaki öğrencisi ile gayet yakından ilgilenen olağanüstü bir hoca olarak hatırlanacak...
"Feza'nın temel parçacıkların grup teoretik özellikleri ve kuvvetli ve zayıf etkileşmelerin simetrileri hakkındaki ilk çalışmaları hemen ilgi çekti. Bunlarda kuvvetli etkileşmelerin 'kiral' adı verilen yeni bir simetrisi bulunduğu ilk defa öneriliyordu: Bu simetri son ve tam şeklini daha sonra meşhur lineer olmayan sigma modeli çerçevesinde buldu...
"1962 yazında Brookhaven Ulusal Laboratuvarı'nda Luigi Radicati ile beraber kuvvetli etkileşmelerin spin ve üniter spinden bağımsızlıkları hakkında bir makale yazdı. Bunda SU(6) grubunun kuarklar için alçak enerjilerde geçerli bir yaklaşık simetri grubu olduğu ortaya konuyordu. Bu makalenin temel parçacıklar fiziğinde çok büyük ve kalıcı bir etkisi oldu...
"Feza, bütün temel parçacık etkileşmelerini birleştirmeye aday teorilerin kurulmasına, E(6) ve E(7) gruplarına dayanan simetrileri önererek çok önemli bir katkı yaptı. Bu, istisnai Lie gruplarının fizikte ilk kullanılışları oluyordu. Feza'nın matematiksel fiziğe katkıları derin ve yenilik getirici cinstendi...
"Mesela savunduğu kuaterniyonlara dayalı analitik fonksiyonların ayar teorilerinde kullanılması fikri, multi-instanton probleminin çözümünde daha sonra uygulandı. Derin ve geniş matematik bilgisini, fizikçiler ve matematikçilerin arasındaki iletişim kopukluğunu gidermek için kullandı. Özellikle Yale'de fizik ve matematik bölümleri arasında canlı bir alışveriş kurulmasında kuvvetli etkisi oldu...
"Fizik ve matematik Feza'nın ilk aşklarıydı.Fakat o aslında çok daha geniş ilgileri olan bir insandı. Engin tarih bilgisi hem fizik ve matematiğin tarihini, hem de Ortadoğu'nun geçmişini ve geleneklerini kapsıyordu. Merakları edebiyat ve sanat dallarına, dünya olaylarına ve üçüncü dünya ülkelerinin adalet ve kalkınma arayışlarında çektikleri zorluklara kadar uzanıyordu...
"Ölümü bütün fizik camiası için çok büyük bir kayıp oldu; fakat Feza'nın bıraktığı miras dostları ve gelecek fizikçi nesilleri arasında yaşamaya devam edecek."

Ödülleri
1969 Tübitak Bilim Ödülü
1977 S. Glashow ile birlikte J.R. Oppenheimer Ödülü ; R. Griffiths ile Doğa Bilimlerinde A. Cressey Morrison Ödülü
1979 Einstein Madalyası
1981 College de France’da konuk profesör ve College de France Madalyası
1984 İtalya *****huriyeti'nce verilen Commendatore unvanı
1986 Roma'da Konuk Profesörlük ödülü
1989 Türk Amerikan Bilimcileri ve Mühendisleri Derneğinin Seçkin Bilimci Ödülü
1990 Galatasaray Vakfı Madalyası

Eserleri
Itzhak Bars; Alan Chodos; Chia-Hsiung Tze; Feza Gürsey, Symmetries in particle physics, New York 1984, ISBN 0306418010

Feza Gürsey Enstitüsü : http://www.gursey.gov.tr/
Feza Gürsey'in TÜBİTAK Bilim Teknik Dergisinde çıkan konuşmasından bir bölüm : http://fry.freezope.org/feza_gursey/

Cuma, 18 Kasım 2011 01:21

Behram Kurşunoğlu

Genelleştirilmiş izafiyet teorisini ortaya atan kişi

Miami Üniversitesi’nin prestijli Teorik Fizik Araştırma Merkezi’ni kurmuş olan Behram N. Kurşunoğlu, 1965 yılında emekliye ayıldığı Carl Gables’deki merkezde 1992 yılına kadar doktora sonrası çalışmalar düzenleyerek bilim adamları eğitmiş ve fikir alışverişinde bulunmak üzere dönem dönem merkeze gelen bilimcilere bir forum oluşturmuştur. Merkezin yürütülmesine ardım etmiş olan emekli fizik profesörü Dr. Arnodl Perlmutter’in ifadesine göre merkeze çalışmaya gelen bilim adamlarının 35’i Nobel ödülü almıştı.


Behram Kurşunoğlu, Ankara Üniversitesi’ndeki eğitimini tamamladıktan sonra, İngiltere’ye yerleşmiş ve eğitimine burada devam etmiştir. Miami Üniversitesi Teorik Fizik Araştırma Merkezi’ni (Center for Theorical Studies) ve Global Foundation adlı enstitüyü kuran Prof. Behram Kurşunoğlu, kuantum fiziği konusunda yaptığı araştırmalarla özellikle genelleştirilmiş izafiyet teorisi’ni ortaya atan kişi olarak tüm dünyaca tanınmaktaydı. Prof. Behram Kurşunoğlu, TAEK in kuru üyelerindendi. Prof. Behram Kurşunoğlu aynı zamanda Genel Kurmay Başkanlığı yapmış, bir dönem Birleşmiş Komisyon’da çalışmıştır


Miami Üniversitesi’nin prestijli Teorik Fizik Araştırma Merkezi’ni kurmuş olan Behram N. Kurşunoğlu, 25 Ekim 2003’te Florida’nın Coral Gables beldesinde arkadaşları ve sevgili eşiyle öğlen yemeği yerken aniden kalp krizi geçirmiş ve aramızdan ayrılmıştır. Vefatından iki gün sonra yapılan cenaze törenine Miami Üniversitesi’nin önemli yöneticileri ve sağlığında da kendisini bırakmamış vefakâr dostları katılmış, aynı gün Miami Üniversitesi’nde bayraklar yarıya indirilmiştir.


1965 yılında emekliye ayrıldığı 1992 yılına kadar Coral Gables’deki merkezde doktora sonrası çalışmalar düzenleyerek bilim adamları eğitmiş ve fikir alışverişinde bulunmak üzere dönem dönem merkeze gelen bilimcilere bir forum oluşturmuştur. Merkezin yürütülmesine ardım etmiş olan emekli fizik profesörü Dr. Arnodl Perlmutter’in ifadesine göre merkeze çalışmaya gelen bilim adamlarının 35’i Nobel ödülü almıştı. Dr. Perlmutter’e göre J. Robert Oppenheimer, merkezi ilk ziyaret eden ve akademik şöhretinin yayılmasına yardım eden fizikçilerden biri olmuştur. Teori merkezinde düzenlenen toplantılar, Orbis Scientiae adıyla biliniyordu.



Behram Kurşunğlu 31, Einstein 74 yaşındaydı.



1922 yılında Çankaya’da doğmuş olan Kurşunoğlu, eğitimini Ankara ve Edinburgh Üniversiteleri’nden sonra Cambridge’de aldı. 2. Dünya Savaşı sırasında öğrencilik yıllarında Nejat Veziroğlu ile tanışan Kurşunoğlu, Prof. Veziroğlu’nun 1962’de Miami Üniversitesi’nin Makine Mühendisliği Bölümü’ne Asosye Profesör olarak atanmasında önemli rol oynamıştır. Dönemin rektörü Dr. Stanford üniversite içinde ve diğer konuşmalarında “Amerika Türk müttefikine Marşal Planı adı altında büyük parasal yardım yapmaktadır, fakat Türkiye Amerika’ya daha büyük yardım yapıyor. Bu da Dr. Kurşunoğlu ve Dr. Veziroğlu gibi beyinlerdir.”demiştir. Dr. Stanford bu iki Türk profesörünün Miami Üniversitesi’nde ve uluslar arası arenadaki başarılarından dolayı soyadına “oğlu” ifadesini ekleyerek “Miami Üniversitesi’nde üç Türk var: Kurşunoğlu, Veziroğlu, Stanfordoğlu” demiştir. 2. Dünya Savaşı yıllarında başlayan ve yıllar içinde giderek Kurşunoğlu ve Veziroğlu’nun dostlukları, Behram Bey’in son yolculuğuna kadar sürmüş ve sonrada eşi ve çocuklarıyla devam etmiştir. 1940’ların sonuna doğru Cambridge’deki doktora çalışması sırasında Albert Einstein ile mektuplaşmaya başlayan Kurşunoğlu, ona bir kahraman gözüyle bakıyordu. 1953 yılında, Cornell Üniversitesi’nde görev aldığı sıralarda Einstein’ı Princeton’daki evinde ziyaret edebilmişti. Kurşunoğlu, bu buluşma sırasında 2 saat süreyle tartıştıkları konuları 2002 yılında Miami Herald gazetesine yazmıştı.


1970’lerin ortasında Global Foundation adlı ikinci bir araştırma merkezi kurmuştur. Emekliye ayrılana kadar Orbis Scientiae toplantılarını bu merkezde yapmıştır.


Kurşunoğlu, Teori Merkezi’ndeki çalışmalarının yanı sıra, bilim adamlarının uzun zamandır peşinde koştukları Birleşik Alan Teorisi’ni geliştirmekle uğraşıyordu; bu teori bütün doğa kuvvetlerinin anlaşılmasına yarayacaktı. Kurşunoğlu, daha sonraki yıllarda çekirdek enerjisi konuları ile ilgilenmişti.



Prof. Kurşunoğlu çekirdek enerjisi konuları ile de ilgilenmişti.



Dr. Kurşunoğlu çok sayıda kitap yazmıştır. Bunlardan en önemlileri Modern Quantum Theory ve Büyük Bir Fizikçiyi Anımsarken: Paul Adrien Maurice Dirac.


Ölümünden yaklaşık bir ay kadar önce Behram Bey hayatını dünyadaki tüm bilim adamlarına kalıcı bir eser bırakmak kaygısı ile İngilizce olarak yazdığı kitabı yayına hazır hale getirmiş, fakat ani ölümünden dolayı bu kitap henüz yayınlanmamıştır. Umuyoruz ki bu değerli eser, sevenleri tarafından bilim dünyasına kazandırılır.


Prof. Kurşunoğlu’nun eşi Sevda, kızları Dr. Sevil Kurşunoğlu ve Ayda Weiss ile oğlu Dr. İsmet Kurşunoğlu ABD’de yaşamaktadırlar.







Cuma, 18 Kasım 2011 01:20

Oktay Sinanoğlu

Oktay Sinanoğlu; dünyanın en genç yaşta profesör olmuş kişisi ve Nobel adayı.
1953 yılında Ankara’da TED’in Yenişehir Lisesini birincilikle bitirdi. O zaman lisenin eğitim dili tamamen Türkçe’ydi, takviyeli yabancı dil dersleri vardı, sonradan kolej oldu.
TED tarafından Amerika’ya burslu Kimya Mühendisliği için gönderildi.

Page 1 of 6