Çarşamba, 16 Kasım 2011 21:30

• Ateizme Harika cevap:"Allah'ın her şeye gücü yetiyorsa, kendi kendisini yok edebilir mi?"

Yazan
Öğeyi Oyla
(0 oy)


Sitemize e-mail ile gelen bir soru:Allah'ın her şeye gücü yetiyorsa, kendi kendisini yok edebilir mi? Eğer edemezse bu O'nun herşeye gücünün yetmeyeceğini göstermez mi? Eğer edebilirse bu O'nun sonlu olacağını göstermez mi?


Cevap: Öncelikle şunu tespit edelim Bu bir “soru” değil “paradoks”. Önce isterseniz paradokslar hakkında biraz bilgi verip, sonra bu paradoksu soru haline getirip öyle inceleyelim.
Yunanca karşı, karşıt, zıt anlamına gelen para önekiyle, fikir düşünce anlamına gelen daxos sözcüğünden oluşmuş bir kelimedir paradoks. Bir sorunun cevabına ne doğru ne de yanlış diyemiyorsak bir Paradoks ile karşı karşıyayız demektir.
Paradoksal durumlarda birlikte gerçekleşmesi beklenmeyen iki olgunun ya da birlikte var olması beklenmeyen iki niteliğin bir arada çıkması söz konusudur
, bazen de varılan paradoksal sonuç düpedüz mantıksal bir çelişkidir. Paradokslara birkaç örnek vermek istiyorum.

Timsah Paradoksu
Bir annenin elinden çocuğunu kapan timsah, çocuğa ne yapacağını annenin bilmesi durumunda çocuğu vereceğini söyler. Anne, timsaha çocuğunu yiyeceğini söyler, böylelikle meydana gelen paradoksal durum sonucunda çocuğunu kurtarır.

Şöyle ki, timsah çocuğu yiyecekse anne timsahın ne yapacağını bilmiş olacak ve timsah çocuğu teslim edecek ancak çocuk teslim edilince anne timsahın ne yapacağını bilememiş olacak; timsah çocuğu yemeyecekse anne bilemediğinden çocuğu yiyecek ama o zaman anne timsahın yapacağının bilmiş olacak ve bu yüzden yememesi gerekecek.
Kısaca, bu iki durumda da timsah çocuğu ne yiyebilir ne de yiyemez. Her iki durumda da kısır döngüye girer. Giritli paradoxu: " BÜTÜN GİRİTLİLER YALANCIDIR" Giritli Eupiminides
Bu şekilde bütün Giritliler yalancı oldukları için bu söz de yalan oluyor. Yalan ise “Bütün Giritliler doğru olur” Gel de çık işin içinden… Avukat Paradoksu:
Yunanlı ünlü avukat Protogras, verdiği özel dersin ücreti ile ilgili olarak öğrencisiyle bir anlaşma yapar. Bu anlaşmaya göre öğrencisi aldığı ilk davayı kazanırsa bu ücreti avukata ödeyecek, kazanamazsa ödemeyecektir.

Dersin bitiminden hemen sonra herhangi bir dava almayan öğrenciden ses seda çıkmaz. Sabrını yitiren avukat, bir dava açarak bu ücreti öğrencisinden talep eder. Yeni avukat olan öğrenci bu ilk davasında kendini savunmayı üstlenir.
Bu davayı öğrenci kazanırsa ilk davasını kazanmış olacağı için davayı kaybeden hocasına parayı ödemek zorunda kalacaktır.
Tersine davayı kaybederse bu kez de davayı kaybettiği için hocasına yine ödeme yapmak zorunda kalacaktır. Yine kısır döngüye girdik.
Buraya kadar paradoksların yapısı anlaşıldı herhalde..
Gelelim bizim paradoksumuza:
“Allah'ın kendi kendisini yok edebilir mi? Eğer edemezse bu O'nun herşeye gücünün yetmeyeceğini göstermez mi? Eğer edebilirse bu O'nun sonlu olacağını göstermez mi?”

Bu paradoksun değişik versiyonları türetilebilir:
Allah her şeyi yaratabiliyorsa kendi kaldıramayacağı taşı yaratabilir mi?

Allah her şeyi yapabiliyorsa kendini yok edebilir mi?
Allah her şeyi yaratabiliyorsa başka bir tanrı yaratabilir mi? Vs vs ...
Paradokslar çoğaltılabilir. Bu paradoksal durumları çözerken birinci basamak soru haline çevirmektir. Amacımız çelişkileri yok etmek. İki zıt durum bir arada bulunmamalı. Biz zıtları tanımlarken yine onların zıtlarını kullanırız.
Aydınlık: Karanlık olmayan
Hastalık: Sağlıklı olmayan
Güzel: Çirkin olmayan
Aciz: Kudreti olmayan

İki zıt özellik bir kimsede tek başına bulunmaz. Bu yüzden; Şimdi yazdığımız paradoksların hepsini bir tek soru haline getirelim. ALLAH VAR MI? Allahın her şeye gücü yeter mi? Her şeyi yapıp yaratabilir mi?
Eğer bu soruyu cevaplarsak bütün sorular cevaplanmış olur. ALLAH VAR MI? Farzedelim ki dört bilim adamı bir eczaneye giriyorlar ve eczanede bir şurup buluyorlar. Bu şurubun oluşumu üzerine teoriler geliştirecekler. Önce şurubu inceliyorlar, bakıyorlar ki muhtevâsında 0,5 mg A maddesi ; 0,24 mg B maddesi; 0,47 mg C maddesi; 0,25 mlt D sıvısı vb. maddeler gibi elli değişik maddeden ince hassas ölçülerle alınmış.

Bu ilacın oluşumuna dair:
Birinci bilim adamı şu hipotezi öne sürüyor: “Eczânenin raflarında dizili bu ilaç şişeleri pencerenin açılmasıyla savrulmuş,gereken kadar madde içlerinden dökülmüş ve o şurup şişesinin içerisine tesadüfen dolmuştur.”
İkinci bilim adamının hipotezi : Bu ilacı terkip eden madde ve sıvılar akıl sahibidirler. Bilerek ve isteyerek anlaşıp, miktarda madde ile uçup şurup şişesinin içerisine dolup şurubu oluşturmuşlardır.
Üçüncü bilim adamının hipotezi: Aslında akıl ,güç ve iktidar sahibi olan “ECZANE” dir. Kendisi BİLEREK VE İSTEYEREK VEYA ZORUNLULUKLA orada kavanozlar içinde bulunan maddeleri örgütlemiştir. Onun verdiği emirle bütün maddeler toplanmışlar ve olması gereken madde miktarı şişenin içerisine dolmuş ve şurubu oluşturmuşlardır.
Bu üç hipotezi akıllı bir insanın kabul edeceğini zannetmiyorum. Bu hipotezlerden sonra son bir hipotez kalıyor ki o da:
*Bu ilacın hassas ölçülerle, hikmetli (Bir amaçla hastalıklar ve faydalar gözetilerek) yapılması hastalıkları, tedavilerini bilen akıllı, mâhir bir “ECZACI” nın varlığına delildir.
Nasıl ki öyle sanatlı, hikmetli yapılmış şifalı şurup bize eczacıyı gösterir ve tanıttırır, öyle de bu içerisinde yaşadığımız Dünya eczanesinin içerisinde gördüğümüz ilaçlar, canlılar da ,o ilaca nisbeten ne kadar mükemmelse, bize daha mâhir ve akıllı bir eczacıyı gösterir. O da “ALLAH” tır. ALLAHı Görmemek olmamasına delil olamaz!

Yüce yaratıcı bu kâinat içinde binlerce âlem yaratmış ve her bir âlemi tanımak için de insana binlerce cihâzat ve hissiyat takmıştır. Meselâ, Allah’ın insana taktığı göz aleti, bu âlemin incelenmesi içindir. Bununla beraber göz tek başına, bu âlemin de her tarafını görememektedir. Nitekim çok uzak mesafelerdeki eşyayı göremediğimiz gibi, ortamları ve mikropları da çıplak gözle göremiyoruz.
Cenâb-ı Hak, sesler âlemi denilen diğer bir alem daha yaratmıştır. İnsan bu âlemi ise kulağıyla gözlemleyebilmektedir. Aynı şekilde, insan tadlar âlemini diliyle, kokular âlemini ise burnuyla gözlemektedir. Ve hâkezâ...
“Radyoya bak, haberlerde ne var?” şeklinde bir söze muhatap olan kimse, gidip radyoyu açarak haberleri dinliyor. Kendisine, Bak emri verildiği halde radyonun yüzüne bakmak yerine düğmesini çeviriyor. Bu adam gözünün görmediğine inanmayan bir cahil olsa, haberleri inkâr etmesi lâzım gelir. Zira, sesi göremiyor.
Diğer taraftan, bir kimseye çorbanın tadına bakması söylendiğinde, bu şahıs görmediği şeye inanmama hurafesiyle başını çorbaya batırıp gözleriyle tad arasa, gözlerini kör edecektir. Buradaki bak emri, tad anlamındadır. Aynı şekilde bir şeyin sıcaklığına bakarken, elimizi kullanıyoruz ve hâkezâ...
Zâhiri duygularımız böyle olduğu gibi, iç duygularımız da durum aynıdır. Nitekim, akıl dünyanın güneş etrafındaki seyahatinin tanzimine sebep olan kütle çekim kanunlarını açıkça gördüğü halde, göz tek başına bu gerçeği görmemektedir. Eğer yalnız gözün gördüğüne inanılsa, bu kanunların inkârı lâzım gelecektir.
Diğer taraftan yavrusunu şefkatle besleyen bir kediyi gören kimse, yanındaki arkadaşına şu şefkâte bak dediğinde, eğer arkadaşı gözünün görmediğine inanmayan cinsten ise, bu şefkati inkâr edecektir.
Yine aynı şahsa Selimiye Camii gösterilerek buradaki mimarlık sanatına bak denilse, bu taktirde inkâra uğrayan ise sanat olacaktır. Zira, göz sadece taşı görür, sanatı göremez. Selimiye’deki sanat çıplak gözle görülemeyeceği gibi, Selimiye’nin bir ustası olduğu gerçeği de gözle görülmez. Bu vazife aklındır. Selimiye’nin kubbesinin elbette bir mimarı olduğunu bedahetle gören akıl, ondan çok daha barız şekilde, bu gök kubbesinin bir mimarı olduğunu görüyor.
Bir harfin kâtipsiz olamayacağını aklen gören insan, kendisinin Yaratıcısız olamayacağını da görüyor ve hâkezâ...
Gözümün görmediğine inanmam diyenler, dilin vazifesini yapmayan göze, aklın vazifesini yüklemekte, hem de akıl ve mantık ile evreni gözleyenlerin bakışları altında maskara olmaktadırlar.(Mehmet Kırkıncı)
ALLAH’IN HER ŞEYE GÜCÜ YETER Mİ? HER ŞEYİ YAPIP YARATABİLİR Mİ?
Biz gözümüzün önündeki güncel yaşamdaki örneklerden başlayalım.
Bir arkadaşımız gelip yeni bir tür cep telefonu ürettiğini söylese inanmayız. Çünkü böyle bir cihazı yapmaya kudreti yetmeyeceğini biliriz. Ama söyleyen kişi Nokia’nın sahibi olursa inanırız. Çünkü ürettiği diğer eserlere bakıp söylediğini yapabileceğini biliriz.
Başka bir arkadaşımız Robot imal ettiğini söylerse. Arkadaşımızın ekonomik durumuna, müteşebbis ve mucit ruhuna, zihinsel ve el becerisine, gerekli donanımına göre değerlendirip sözüne inanırız veya inanmayız.
Şunu unutmayalım ASİMO gibi bir robotu HONDA gibi bir teknoloji devi yapabilir !!! Başkası yapamaz. Buradan yola çıkarak diyebiliriz ki ASİMO gibi bir robot için HONDA gibi teknoloji devi gerekiyorsa İNSAN GİBİ bir makine için daha mükemmel bir teknolojiye sahip bir tasarım ustası gerekir. Bu tasarımcının eserini inceleyerek nasıl bir bilgi, beceri ve kudrete sahip olduğunu basitçe incelersek;
İnsan maddi ve manevi olarak bir çok cihazat ile donanımlı olarak yapılmış.
Üzerinde kendi kendini onarabilen bir elbisesi var. Bunu hangi tasarımcı yapabilir?
Maddi olarak hava ve gıdaya ihtiyacı var. Bunları vücuda yararlı hale getirebilecek bir ciğer ve mide sistemi tasarlanmış. Bu tasarıma uygun bizim soluyabileceğimiz hava yapılmış. Bunu yapan ancak bizim ihtiyaçlarımızı bilen gören kudretli bir tasarımcıyı gerektirir. Mesela balı enjektörle çekemeyiz. Çünkü ağdalıdır. Düşünün bir hava var ama yoğunluk fazla! Demek ki bizi tasarlayan ile havayı tasarlayan aynı zat olduğu sonucu çıkıyor. Yani bütün bunları bir tek zat yapabilir. Daha fazla yaratıcı olsaydı (Tabiat, tesadüfler vs.)evrende bu düzen olmayacaktı.
Doğar doğmaz sadece emme duygumuz varken sanki annemize telefonla “Anne ben geliyorum.” Dermiş gibi doğumun ardından kan ve yağın ortasından gıdalı sütü gönderen kimdir?
İnek gibi bir hayvandan saman yedirip süt imalatı yaptıran kimdir? İnek bu sütü yapmak için hangi fakülteye gitmiş! Hangi profesörlerden ders almış!. Biz kendi aklımızla geliştirdiğimiz teknolojimizle 7000 sene uğraşarak samanı sıkıştırıp sunta yapmayı becermişiz. Bizden daha akıllı olmayan bu inek süt yapıyor demek veya bu imalatı doğaya tabiata vermek ne derece akıllılıktır!
Elsiz bir böcekte ipeği ördüren, zehirli bir böcekten bize balı gönderen birisi olmalıdır.
Mesela odanın tavanı delinse ve bir ipin ucuna elma takılmış olarak sarkıtılsa!!! Duvar ne güzel bir elma yapıp veriyor diye düşünmeyiz. Hemen aklımıza bunu kim yapıyor gelir. Peki ipin ucundan sarkıtılan elmanın sahibini düşüyoruz ama ağacın dalının uzattığı elma nasıl geliyor? Duvar elma yapamadığı gibi kuru bir çubuğun bizim ihtiyacımızı bilip de elma yapıp göndermesi tuhaf değil mi? Demek ki yapan var ! Bizim ihtiyacımızı bilip gönderen var!
O zat daha bunun gibi çok şeyleri de yapıyor. Elmanın oluşumunu düşünürsek;
1. Uygun ısı
2. Uygun nem
3. Uygun ortam da
çekirdek çimlenecek, büyüyecek, yeşillenecek, fotosentez ihtiyacı için güneş gerekecek, gece ve gündüzün oluşması gerekecek, Dünya’nın kendi ekseni etrafında dönmesi gerekecek, uygun sıcaklık için mevsimleri oluşması gerekecek. Dolayısıyla Dünya’nın da Güneş etrafında dönmesi gerekecek. Vs vs Bu arada tabii ki Dünya’nın , güneşin güneş sisteminin tasarlanmış düzenlenmiş olması gerekiyor.
Bir elmayı yapanın her şeye gücü yetmesi gerekiyor. Bir elmayı Allah’ın yaptığı daha önce ispatlanmıştı. O halde Allah’ ın gücü her şeye yeter mi???
Bir elmayı yapabiliyorsa her şeyi yapabilir. Bir kışın ardından ölmüş ağaçları yeniden diriltebilir. Aynen bunun gibi kışın ardında baharı getirebilen, insanların ölüm kışının ardından haşir baharını da getirebilir.
Bu konu ile ilgili daha çok şeyler anlatılabilir. Burada kesiyorum. ahiretin ispatı diğer yazılarda yapılmıştı bundan sonrasını oraya havale ediyorum.
Sorunuz cevaplanmış oldu
Selam ve dua ile…
Cüneyt Notçuoğlu
Yıldızeli 2006

 

(Bu sorunun cevabı ve bilimsel araştırması 4 yıl sürdü. Üniversite yıllarında tarafıma sorulmuş bu soruya bilimsel bir izah bulmak, ben ve benim gibi her şeyin hikmetini arayanlara ilaç gibi oldu...) C.N.

You need to a flashplayer enabled browser to view this YouTube video

Okunma 22057 defa Son Düzenlenme Cumartesi, 25 Şubat 2017 12:04

Yorum Ekle

(*) ile işaretlenmiş zorunlu alanların tümünü doldurduğunuza emin olun. HTML kodları kullanılamaz.

Bu sitenin bütün içeriği Cüneyt Notçuoğlu'na aittir. Kaynak göstererek kullanımı serbesttir...

© Cüneyt Notçuoğlu 2011

Free Joomla Templates designed by Web Hosting Top